GEZİLECEK YERLER

DOĞU EKSPRESİ – KARS TURU-GEZİLECEK YERLER

FİYAT: 990 ₺

Kars adının kaynağı Karsaklardan gelmektedir.  Kars, “Türkiye’deki en eski Türkçe il adı” olma ünvanına sahiptir.
  • M.Ö. 5000-4000 HURİLER,
  • M.Ö. 9. Yüzyılda URARTULAR,
  • M.Ö. 665 yılında İSKİTLER,
  • M.Ö. 145 yılından itibaren PARTLAR bölgede egemen olmuşlar ve KARSAKLI BEYLİĞİ’ni kurmuşlardır. KARSAKLAR M.Ö. 2. Yüzyıldan M.S. 5. Yüzyıl ortalarına kadar Kars’ta hüküm sürmüşlerdir.
  • 430 yılında SASANİLER’e geçen bölge; uzun süre Sasani, Bizans ve Araplar arasında savaş alanı olmuştur.
  • 1064 yılında SELÇUKLULAR,
  • 1200 yılında GÜRCÜLER,
  • 1239’da MOĞOLLAR,
  • 1406’da KARAKOYUNLULAR,
  • 1467’de de AKKOYUNLULAR bölgede egemen olmuştur.
  • 1535 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarına katılmıştır.
1853 – 1856 Osmanlı Rus Savaşında, Kars’ın Rus ordularına karşı kahramanca savunulması sonucunda; Kazanılan 1855 KARS ZAFERİ nedeniyle, şehrimize verilen «KARS ZAFER MADALYASI» aynı zamanda Anadolu’da bir şehre verilen ilk GAZİLİK madalyasıdır.
18 KASIM 1877 den 25 NİSAN 1918 kadar 40 yıl  Rus işgali altında kaldıktan sonra Türkiye Cumhuriyeti topraklarına  katılmıştır.
Milli Mücadele döneminde, Karslılar önce Milli Şura sonra Cenub-i  Garb-i Kafkas hükümetlerini kurmuşlardır.
30 Ekim 1920’de Kazım Karabekir yönetimindeki Türk Ordusu Kars’ı alarak Türk topraklarına katmıştır.

ZAFER MADALYASI

1853-1856 tarihleri arasında Osmanlı ile Rusya arasında yapılan Kırım savaşı devam ederken Osmanlı İmparatorluğunu sıkıştırmak amacıyla 14 Haziran 1855 tarihinde Rus Orduları doğu sınırlarımızı aşarak Kars Şehrini muhasara etmeye başlamıştır. Müşir Mehmed Vasıf Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu 135 gün süren Rus kuşatmasına karşı Kars halkı ile birlikte kahramanca bir savunma yaparak 29 Eylül 1855 günü Kars Zaferini kazanmıştır.
Sultan Abdulmecid’in firmanıyla 3 yıl süreyle vergiden muaf tutuları Kars şehrine unvanı  verilmiş,.  Naif Efendi tarafından madalya resimleri, Mr. Robertson tarafından madalya kalıbının hazırlandığı altın, gümüş ve bakırdan. “Kars Zafer Madalyaları” yaptırılmıştır.
Kars Zafer Madalyasının bir yüzünde Kars Kalesi, diğer yüzünde ise Sultan Abdulmecid Tuğrası bulunmaktadır. Madalyalar; 7 dirhem (13,4 gram) ağırlığında, 3,6 cm çapında altın, 29,7 gram gümüş ve 7 dirhem ağırlığında bakırdan 23,000 adet darp edilerek 1856 yılında Kars Zaferini kazanan askerlerimize ve şehit asker ailelerine dağıtılmıştır.
Günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzeleri Envanter Defterinin 328, envanter numarasının 89. sırasında altın, 90. sırasında gümüş ve 91. sırasında bakırdan yapılmış olan “Kars Zaferi Madalyaları” bu müzede bulunmaktadır.
Kars’ın Rus Ordularına karşı kahramanca savunulması sonucunda; kazanılan 1855 Kars Zaferi nedeniyle, Şehrimize verilen. “Kars Zafer Madalyası” aynı zamanda Anadolu’da bir şehre verilen ilk Gazilik Madalyasıdır.

Kars Kalesi

Merkez Kale, İç Kale veya Stadel olarak anılır. M.S. 1153 yılında Selçuklulara bağlı Saltuklu Sultanı Melik İzzeddi’in emri ile Veziri Firuz Akay tarafından yaptırılmıştır. Kenti çevreleyen dış kale surları da 12. yy’da inşa edilmeye başlanmış 1386 tarihinde Timur tarafından yıkılan kale 1579 yılında Osmanlı Padişahı III.Murat’ın fermanı ile Kars’a gelen Lala Mustafa Paşa tarafından kale ve dış cephe surları yeniden yaptırılmıştır.(Kale kalıntılarında dört köşe mermer kitabe bulunmuş dış surların kapısına koydurulmuştur. Bu kitabeye göre “1152 yılında Sultan Melik İzzetin’in emri ile Veziri Firuz Akay tarafından yaptırılmıştır. Kaleyi 1386 yılında da Timur yerle bir etmiş, 1579 yılında tekrar III. Murat’ın emriyle Lala Mustafa Paşa yeniden yaptırmıştır.”) 1616 ve 1636 yıllarında 2 defa onarımdan geçmiş, şehir merkezine bazı eserler eklenmiştir. Kaynaklara göre Merkez kale dışında surlar 27.000 metre uzunluğunda olup, 220 burçtan meydana gelmiştir. kale doğu-batı istikametinde 250 mt. Kuzey-güney istikametinde yaklaşık 90 mt’dir. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra 40 yıllık Rus işgalinde tahribatlara uğramış, orijinal özelliğini ve kullanımını yitirmiştir.

Kars Kalesinin dış cephe surları kesme bazalt taştan yapılmış olup yük istinat duvarları ile çevrilidir. Üç büyük kapısı bulunmaktadır. Bunlar;

  1. Sukapısı veya Çeribaşı kapısı (batıda)
  2. Kağızman kapısı (Ortakapı)
  3. Behram Kapısı veya Bayrampaşa kapısıdır.

Kalenin kuzeydeki ana giriş kapısı kale önündeki boşluğa açılmaktadır. Bu yapılar arasında kalenin en yüksek noktası olan kale burcuna doğru taş döşemeli bir cadde mevcut olup caddenin bitiminden itibaren merdivenlerle kale burcuna ulaşılmaktadır. Kars Kalesi içerisinde 12. yy’dan kalma Celal Baba Türbesi, Askeri Koğuşlar, Tarlalar, Cephanelik ve bir adet Mescit yer almaktadır. Sit alanı olarak ilan edilen Kars Kalesi Kentten bakıldığında etkileyici bir görünüme sahiptir.

Ani Tarihi Kenti (Kars)

Kars şehrinin güneydoğusunda, şehir merkezinden 42 kilometre uzaklıktaki Ocaklı Köyü sınırları içinde bulunan Ani Ören Yeri, yerleşim ve savunmaya çok elverişli topografyası nedeniyle tarih öncesi dönemlerden itibaren çeşitli kültürlere ev sahipliği yapmıştır. Ortaçağ Döneminde önemli bir ticaret yolu olan İpek Yolu’nun Kafkaslardan Anadolu’ya ilk giriş noktasında kurulmuş olan kent, bu dönemde büyük bir gelişme göstererek bölgenin politik, kültürel ve ekonomik merkezi konumuna yükselmiştir. Ani, büyük oranda ayakta kalmış olan etkileyici surları, dini ve sivil mimarlık örnekleri ve şehir planlaması ile Ortaçağ kentinin bir özeti niteliğindedir. Ani’de tarih boyunca süren çok kültürlülük buradaki dini ve sivil mimarinin biçimlenmesinde de etkili olmuştur. Ateşgede Tapınağı, çeşitli plandaki kiliseler ve Selçuklu Dönemine ait cami gibi farklı dinlere ait yapıları bir arada bulunduran Ani, çok kültürlü bir yapıya sahip ticaret kenti olarak Ortaçağ Dönemi mimarlık ve şehircilik tarihi içinde de özel bir konuma sahiptir.

Çıldır Gölü,

Ardahan ve Kars il sınırları içerisinde kalan göl, 123 km2 alanı ile Doğu Anadolu Bölgesi’nin en büyük tatlı su ve en büyük ikinci göldür. Deniz seviyesinden 1959 metre yükseklikte bulunan gölün en derin noktası 42 metredir. Çıldır Gölü, bir lâv akıntısı ile bir moloz mahrutu tarafından müştereken meydana getirilmiş bir doğal set gölüdür. Birçok dere ve pınarlarla beslenmekte olan gölün tek çıktısı kuzey batısında yer alan Ermenistan sınırında bulunan Arpaçay kolu olan Telek Çayı’dır. En büyük olanı Akçakale harabelerinin yanında yer alan adadır. Göl etrafında çok az bitki örtüsü gelişmiştir ancak gölü çevreleyen otlaklarda yoğun hayvancılık yapılmaktadır.

 

Yılın dört mevsiminde yapılabilen balıkçılık yöre halkı için önemli bir ekonomik gelir kaynağı teşkil etmektedir. Gölde balıkçılık önemli bir insan aktivitesi olup, kışın buz tutan gölde kalın buz tabakası kırılarak balık avlanmaktadır. Gölde yakalanan en önemli balık türü (aynalı) Sazan (Cyprinus carpio). Ancak kurak geçen mevsimlerde, göl seviyesi hızla çekilmekte ve bu nedenle sazan gibi türlerin üremesi için gerekli sazlıklar daralmaktadır. Bununla beraber, birçok balıkçının yasaklara uymayarak kontrolsüz avlanmaları balık stoklarını olumsuz etkilemektedir.

Gölün sadece kuzey batısında seddeyle ayrılmış bataklık ve sulak çayırlar bulunur. Genelde göl çevresi mera vasıflı olup, sert bölge iklimi tarıma olanak vermez.

SARIKAMIŞ HAREKÂTI

Osmanlı ordusu tarafından I. Dünya Savaşı esnasında 22 Aralık 1914 – 4 Ocak 1915 tarihlerinde Alman ve Avusturya cephelerinde ferahlık sağlamak üzere Kafkas cephesinde tatbik edilen bu büyük harekât, sadece askerî açıdan değil uğranılan kayıplar sebebiyle de mânevî bakımdan kamuoyunda önemli bir yere sahiptir. Sarıkamış Harekâtı, I. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında Ruslar’ın 1 Kasım 1914’te saldırıya geçerek Erzurum istikametine doğru ilerlemesiyle başlayan çarpışmalar içerisinde farklı bir özellik gösterir. Aslında Ruslar genel bir saldırıdan çok sınırlı bir harekâtla savaşı Türk topraklarına taşımak, böylece Kafkasya müslümanlarının direnişe geçmelerine engel olmak istiyorlardı. Üçüncü Türk Ordusu, Rus taarruzunu Köprüköy yakınlarında karşılayarak şiddetle karşılık verdi. Azap-Zanzak-Hoşap hattına çekilmek zorunda kalan Ruslar, Tiflis’teki 2. Türkistan Kolordusu’nu da cephe hattına sürüp kuvvetlerini takviye ettiler. Devam eden muharebelerden bir sonuç alınamayınca kasım sonlarında çarpışmalara son verildi. Kış aylarında hüküm süren aşırı soğuklar, yoğun kar ve tipi sebebiyle bir harekât icrasına ihtimal vermeyen Ruslar gözetleme faaliyetlerini bile sınırlandırdılar.

Türk ordusunun Alman karargâhınca yönlendirilen harekât planına göre Kafkas cephesindeki kuvvetlerin aslî görevi Ruslar’ın Avrupa cephesine yeni kuvvetler kaydırmasını engellemekti. Bu açıdan bakıldığında Rus taarruzunu durdurarak iki düşman kolordusunu cephe hattına çeken Türk ordusu görevini lâyıkıyla yerine getirmiş bulunuyordu. Ancak Enver Paşa bu kadarını yeterli görmüyor, cephe savaşlarıyla alt edilemeyen zayıf düşman kuvvetlerinin bir kuşatma harekâtıyla yok edilebileceğine inanıyordu. Türk orduları genelkurmay başkanı olan Friedrich Bronsart von Schellendorf başta olmak üzere müttefik Alman subayları da bu fikri destekliyordu. Cephedeki durumu yakından takip eden Üçüncü Ordu Kumandanı Hasan İzzet Paşa ise kışlık donanım ve teçhizat eksikliği yüzünden bir kış taarruzunu uygun bulmuyordu. Bunun üzerine Enver Paşa, Genelkurmay İkinci Başkanı Hâfız Hakkı Bey’i durumu yerinde incelemek üzere Kafkas cephesine göndermeye karar verdi.

Cepheyi teftiş eden Hâfız Hakkı Bey bir kolordu ile cepheden, iki kolordu ile Bardız-Oltu üzerinden başarılı bir kuşatma harekâtı yapılabileceğini rapor etti. Ayrıca yeterince azim ve cesaret sahibi olmayan ordu kumandanıyla kolordu kumandanlarının taarruza olumsuz baktıklarını bildirdi (Sabis, II, 268). Aldığı bu cevap üzerine Enver Paşa gerekirse taarruza bizzat kumanda etmek için cepheye gitmeye karar verdi. Genelkurmay Başkanı General Bronsart, Harekât Şubesi Başkanı Yarbay Feldman ve diğer maiyetini de yanına alarak 6 Aralık’ta Yavuz zırhlısıyla İstanbul’dan Trabzon’a hareket etti, 15 Aralık’ta Köprüköy’deki ordu karargâhına ulaştı.

Üç kolordu ile (9, 10 ve 11. kolordular) bir süvari tümeninden oluşan Üçüncü Ordu’nun sayı bakımından açık bir üstünlüğü vardı. Seferberliğini tamamladığında bu ordunun mevcudu jandarma ve menzil birlikleri hariç 96.550 savaşçıya ulaşmış bulunuyordu (ATASE Arşivi, Kls. 2, Dos. 8-B, F. 4, 4-2). Aras vadisindeki Sarıkamış grubu ile kuzeydeki Oltu grubundan oluşan Rus ordusunun sayısı 65.000 civarındaydı (Nikolski, s. 13, 16). Muharipler dışında her iki tarafın da çok sayıda hizmet kıtaları vardı. Ruslar kışlık donanım ve lojistik hizmetler açısından daha iyi durumdaydı. Her türlü ihtiyaçlarını Tiflis-Aleksandropol (Gümrü)-Kars-Sarıkamış demiryolu üzerinden sağlama imkânına sahipti. Sarıkamış’tan ileriye ise düzgün şose yolları vardı. Buna karşılık Türk tarafında en yakın demiryolu istasyonu (Ulukışla) cephenin 600 km. gerisindeydi. Kağnılar ve yük hayvanlarıyla yapılan sevkiyat ordunun ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyordu. Kadınlar ve çocuklar bile sırtlarında cepheye erzak taşıyordu (BA, DH ŞFR, Dos. 67, Bel. 13; Dos. 67, Bel. 53). Hazırlanan raporlar, şu anda olduğu yerde bile erzak ihtiyacında zorlanan Üçüncü Ordu’nun taarruz halinde tamamıyla aç kalacağını gösteriyordu (ATASE Arşivi, Kls. 69, Dos. 15, F. 29, 29-1, 29-2, 29-3). Kışlık donanım da çok kötüydü. Kafkas cephesine sevkedilmekte olan 100.000 takım kışlık giyim taşıyan gemiler, Rus filosu tarafından Karadeniz’de batırıldığından güney cephesinden gelen askerler arasında hâlâ entariyle dolaşanlar vardı (Guse, Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi, s. 43).

Enver Paşa bunları fazla önemsemiyor, başarının dış görünüş ve elbiseyle değil her askerin kalbindeki yiğitlik ve cesaretle kazanılacağına inanıyordu. Bu sebeple harekâta kumanda etmek istemeyen Hasan İzzet Paşa’nın 18 Aralık gecesi istifa etmesi üzerine ordu kumandanlığını üstlenerek harekâtın sevk ve idaresini eline aldı. Harekâta muhalif görünen kolordu kumandanları zaten bir süre önce tasfiye edilmiş, 9. Kolordu Kumandanlığı’na Ali İhsan Latif Paşa, 10. Kolordu Kumandanlığı’na Hâfız Hakkı Bey ve 11. Kolordu Kumandanlığı’na Abdülkerim Paşa getirilmişti. Enver Paşa 19 Aralık gecesi taarruz emrini imzaladı. Harekât 22 Aralık sabahı başlayacaktı. 11. Kolordu, 2. Nizamiye fırkasıyla birlikte cepheden taarruz ederek Rus kuvvetlerini oyalarken 10. Kolordu İd (Narman)-Oltu-Bardız (Gaziler) istikametinde, 9. Kolordu ise Pitgir-Çatak-Kötek yönünde ilerleyerek Kars istikametini kapatıp Aras vadisindeki düşman kuvvetlerini kuşatma altına alacaktı (ATASE Arşivi, No: 4/3671, Kls. 2950, H-7, F. 1-39, 40). Böylece bütün Kafkasya’nın “Moskof boyunduruğu”ndan kurtarılacağı düşünülüyordu (Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, LVIII/123 [2009], s. 150-151).

Rus ordusunun ileri ikmal üssü olan Sarıkamış kasabası Türk taarruzunun en önemli hedefi oldu ve demiryolu hattının son istasyonu olarak Rus kuvvetlerinin âdeta can damarıydı. Birliklerin bütün levazımı, mühimmatı, cephanesi, ihtiyat eşyası ve hastahaneleri hep burada bulunmaktaydı. Ayrıca Sarıkamış, Kars istikametindeki ricat yollarının da kavşak noktasındaydı. Üstelik cephe hattının 50 km. gerisinde kaldığı için oradaki depoları korumak amacıyla bırakılmış birkaç bölük dışında neredeyse tamamıyla savunmasızdı. Kolay bir hedef gibi görünen bu kasabanın ele geçirilmesi Rus ordusunun kapana kısılarak yiyeceksiz ve cephanesiz kalmasını sağlayacaktı.

Harekât başladığında askerin morali oldukça yüksekti. Kar yağışı ve yoğun sis görünmeden ilerlemeyi sağlıyordu. Enver Paşa ve ordu karargâhı 25.000 kişilik mevcuduyla harekete geçen 9. Kolordu’yla birlikteydi. Kötek yolu kar yüzünden kapalı olduğundan kolordu harekâtın ikinci günü istikametini değiştirerek doğrudan Sarıkamış’a yöneldi. 30.000 kişilik mevcuduyla biraz daha soldan yürüyen 10. Kolordu ise General İstomin kumandasındaki 15.000 kişilik Oltu grubunu püskürterek ilerlemeye devam ediyordu. Bu şekilde düşman gerilerine doğru hızla ilerleyen kuşatma kolları çok sayıda esir, silâh, mühimmat ve bol miktarda erzak ele geçirdi. Özellikle Oltu ve Bardız’da zaptedilen külliyetli erzak yiyecek sıkıntısını bir hayli hafifletti. Bu sırada ana cepheden saldırıya geçen 11. Kolordu ise Aras vadisindeki asıl Rus kuvvetlerini baskı altına almaya başlamıştı. Şaşkına dönen Ruslar bir kuşatma harekâtına mâruz kaldıklarını anlayamadıklarından Sarıkamış’ı takviye etmek yerine bütün güçleriyle 11. Kolordu’ya yüklenmişlerdi. Bu sebeple 9. Kolordu’nun öncüleri, 25 Aralık akşamı Sarıkamış’a 4-5 km. mesafede bulunan ve kasabanın kilidi konumunda olan Bardız Geçidi’ne ulaştıklarında 2000 kişilik derme çatma bir Rus müfrezesiyle karşılaştı. Yaşlı depo birlikleri ve demiryolu işçileriyle istasyonda mola vermiş bazı askerlerden alelacele oluşturulan bu müfreze 2000 kişilik Türk birliği karşısında altı saat dayanabildi.

Süngü hücumu ile geri atılan Rus müfrezesi makineli tüfeklerin namlularını sökerek Sarıkamış’a doğru çekildi. Onları takip eden birlikler Sarıkamış’ın yanı başındaki Çerkezköy’e (Yukarı Sarıkamış) kadar ilerledi. Korkuya kapılan Ruslar istasyon civarındaki depoları yakarak Sarıkamış’ı boşaltmaya niyetlendi (Nikolski, s. 43). Ancak tam da bu kritik anda Kolordu Komutanı Ali İhsan Latif Paşa’nın ısrarı üzerine taarruz durduruldu. Sarıkamış’taki durumun farkında olmayan ve başından beri gece taarruzuna karşı olan Ali İhsan Latif Paşa gece hücumuna alışık olmayan yorgun birlikleri dinlendirmek istiyordu. İlk bakışta önemsiz gibi görünen bu karar o zamana kadar Türkler lehine devam eden harekâtın seyrini bir anda tersine çevirdi. Taarruzun durdurulmasıyla yeniden toparlanmak için vakit kazanan Ruslar Sarıkamış’ta tutunmayı başardı. Ruslar, Sarıkamış’ı takviye etme kararını 24 Aralık gecesi almışlardı. Tiflis’ten Kötek’teki Rus karargâhına gelerek kumandayı devralan Kafkas Ordusu Başkumandan Yardımcısı General Mişlayevski, kendisiyle birlikte gelen ve içinde bulundukları durumu kavrayan Ordu Kurmay Başkanı General Yudeniç’in ısrarı sayesinde böyle bir hayatî adım atmıştı. Ana cepheden sevkedilen destek kıtaları 25 Aralık akşamından itibaren Sarıkamış’a girdi ve 26 Aralık sabahı kasabadaki Rus kuvvetlerinin sayısı bir önceki güne göre iki kat artarak 4000’i aştı. Buna karşılık geceyi civardaki ormanlarda geçiren yorgun Türk askerlerinin birçoğu sabaha ulaşmadan donarak şehid oldu.

Sarıkamış’a yapılan ilk taarruz 26 Aralık sabahı bu şartlar altında başladı. Rus savunması iki sahra topunun şiddetli ateşiyle destekleniyordu. Bu iki top o sırada tesadüfen Sarıkamış’ta bulunuyordu ve yine tesadüfen orada olan bir topçu subayı tarafından kasaba meydanındaki kilisenin yanına yerleştirilmişti. Bu yüzden açılan ateş Sarıkamış’ta Rus topçusu bulunmadığından emin olan Türkler için kötü bir sürpriz oldu. Öğleden sonraya kadar devam eden saldırılardan bir sonuç alınamayınca geride yürüyüş halinde olan birlikleri beklemek üzere taarruzun ertesi sabaha ertelenmesine karar verildi. Bu defa Ruslar yeni destek kıtalarıyla birlikte ağır silâhlarını da kasabaya sokmayı başardılar. 10. Kolordu hâlâ Sarıkamış önlerine gelememişti. Tümenlerinden birini Bardız üzerinden Sarıkamış’a doğru sevkeden Hâfız Hakkı Bey, diğer iki tümeniyle Oltu müfrezesini takip ederek Allahüekber dağlarının kuzey yamaçlarına doğru ilerledi. Harekât planının dışına çıkarak Sarıkamış’tan bu kadar uzaklaşması, hâlâ başarı şansı bulunan harekâtın tamamıyla kaybedilmesine sebep olacak kadar önemli bir hata oldu.

Kuşatma kolunun aşırı derecede uzaması cebrî yürüyüşler yapmak zorunda kalan birliklerin ağır zayiata uğramasına yol açtı. 26 Aralık’ta başlayan ve on dört saat süren Allahüekber tırmanışında yorgun düşen askerler kucaklarında silâhlarıyla birlikte karlar üzerine düşüp şehid oldu. Buna rağmen sahra toplarını dağdan aşırmayı başardılar. Sarıkamış’a zamanında yetişemedikleri için başarı şansını büyük ölçüde yitirmiş olmalarına rağmen bu birlikler kararlılıkla mücadeleyi sürdürdü. 27 Aralık’ta Selim yakınlarında Sarıkamış-Kars demiryolunu tahrip ederek büyük bir korku ve paniğe sebep oldu. Rus ordusunun kapana kısıldığını zanneden General Mişlayevski ümitsizliğe kapılarak yerini General Yudeniç’e bırakıp Tiflis’e döndü. Bütün Kafkasya’da büyük bir kargaşa baş gösterdi.

Enver Paşa da savaşı kazandığına emin görünüyordu. Bu sebeple bir basın bildirisiyle Sarıkamış’a kadar ilerleyen ordunun şiddetli bir muharebenin ardından büyük başarı kazandığı açıklandı. Sarıkamış-Kars demiryolunun tahrip edildiği, 2000’in üzerinde esir, sekiz top ve on üç mitralyözle bol miktarda erzak ve cephane ele geçirildiği bildirildi. Haber kamuoyunda büyük bir sevince yol açtı. Gazeteler Turan yolunun açıldığını, Moskof’tan intikam alınacağını, Moskof zulmü altında yaşayan kan ve din kardeşlerinin kurtarılacağını yazmaya başladı. Bu arada Çoruh vadisinden ilerleyen kuvvetlerin de Ardahan’ı ele geçirdikleri açıklanınca coşku bir kat daha arttı. Halbuki 28 Aralık’ta 10. Kolordu’nun da Sarıkamış civarına ulaşmasıyla kuşatma harekâtı sadece teorik olarak gerçekleşti. Aralıksız devam eden cebrî yürüyüşler, açlık, şiddetli soğuklar ve giderek artan donma vak‘aları yüzünden taarruz gücü iyice zayıfladı. Üzerlerindeki şaşkınlığı atarak toparlanmaya başlayan Ruslar harekâtın ilk günlerine oranla artık çok daha iyi durumdaydı. Sarıkamış’ta 15.000 savaşçıları, otuz dört adet topları ve birçok makineli tüfekleri vardı. Buna rağmen Türk taarruzu inatla devam etti. Bir ara Sarıkamış sokaklarına kadar girerek süngü savaşıyla Ruslar’a önemli kayıplar verdirildi. Albay Kravçenko bu sokak savaşları sırasında öldü. Fakat Ruslar’ın uzun menzilli sahra topları, ormanların içerisindeki diğer Türk birliklerini yerlerinden kıpırdayamaz hale getirince bunlar geri çekilmek zorunda kaldı.

General Yudeniç, Türkler’in içinde bulunduğu bu sıkıntılı durumun farkına vardı. Türk taarruz gücünün iyice kırılmasını bekledi, nihayet 1 Ocak 1915 tarihinde Bardız-Sarıkamış-Eşekmeydanı Geçidi üçgeninde bir kuşatma harekâtı başlattı. Enver Paşa ise 9 ve 10. kolorduları Sol Cenah Ordusu adıyla birleştirip generalliğe terfi ettirdiği Hâfız Hakkı Paşa’nın emrine verdikten sonra Ruslar’ın ana kuvvetlerini ezemediği için Sarıkamış’a kuvvet kaydırmalarını önleyemeyen 11. Kolordu’nun durumunu görmek üzere 3 Ocak’ta Sarıkamış’tan ayrıldı. Hâfız Hakkı Paşa, elde kalan kuvvetleri Rus kuşatmasından kurtarmak düşüncesiyle 4 Ocak’ta Sol Cenah Ordusu’na ricat emri verdi. Bu emir üzerine iki haftadan beri açlık ve şiddetli soğuklarla mücadele etmekte olan birlikler dağ yollarını takip ederek Erzurum’a doğru çekilmeye başladı. Ruslar da yorgun ve bitkin olduklarından takip konusunda fazla ısrarcı olamadı. Ağır zayiata uğradıkları için geriye dönebilenlerin sayısı çok azdı. Binbir zahmetle götürülen toplar, makineli tüfekler ve önemli miktarda mühimmat Ruslar’ın eline geçti.

Türk ordusunun Sarıkamış’ta 90.000 şehid verdiği neredeyse genel bir kabul halini aldıysa da bu doğru değildir. Şehid sayısı konusunda en güvenilir tesbit Ruslar’a aittir. Zira şehid naaşları, karların erimeye başlaması üzerine Rus yetkililerinin nezareti altında müslüman köylülerden oluşturulan işçi grupları vasıtasıyla toplanıp imamlar gözetiminde icra edilen dinî merasimin ardından toplu mezarlara defnedildi. Büyük bir ciddiyetle yürütüldüğü anlaşılan defin işlemlerinin tamamlanmasından sonra her bir mezarın başına oraya kaç şehid defnedildiğini gösteren bir tabela asıldı. Böylece 18.000’i Sarıkamış civarında olmak üzere toplam 23.000 şehidin defnedildiği tesbit edildi (Maslofski, s. 152). Ancak bunların dışında naaşlarına ulaşılamayanlarla 11. Kolordu’nun Aras vadisinde verdiği şehidler de vardı. Bunlar da göz önüne alındığında toplam şehid sayısının Üçüncü Ordu Kurmay Başkanı Felix Guse’nin de ifade ettiği gibi 30.000 civarında olduğu anlaşılır (Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi, s. 41).

General Yudeniç’in günlüğünde ifade edildiğine göre 200 kadarı subay olmak üzere 20.000 civarında Türk askeri de esir edilmişti. Rus savaş raporlarına göre sadece 9. Kolordu’dan esir alınan 200’den fazla subay ve 6000 asker vardı. 9. Kolordu Kumandanı Ali İhsan Latif Paşa da üç tümen kumandanı ve bütün karargâhıyla birlikte esirler arasındaydı (Nikolski, s. 92, 94, 97). Rus basını onun esaretini abartılı bir şekilde duyurdu. Hakkında küçültücü ifadelere yer vererek 30.000 kişiyle birlikte esir düştüğünü yazdı (İhsan Latif, s. 6-7). Osmanlı basını ise bu haberleri yalanlayarak gerçeği kamuoyundan saklama yoluna gitti. Götürüldükleri kamplarda yaralarına bakılmayan ve çok kötü şartlarda tutulan esirlerin önemli bir bölümü hayatını kaybetti. Sağ kalanlar ise Bolşevik İhtilâli’nden sonra dönebildi. Şehidler ve esirlerden başka etraftaki köylere dağılanlar, hastalar ve yaralılar da vardı. 8 Şubat 1915 tarihli kayıtlara göre hastahanelerde 15.808 hasta ve yaralı bulunuyordu (Birinci Dünya Harbinde, II, 476). Özellikle tifüs çok can almıştı. Hâfız Hakkı Paşa da Erzurum’da bu hastalıktan ölenler arasındaydı (12 Şubat 1915).

Ruslar’ın kayıpları da çok fazlaydı. General Yudeniç’e göre Ruslar 26.000 asker kaybetmişti ve bunların bir kısmı donarak ölmüştü (Shaw, s. 834). General Maslofski’nin verdiği rakamlar biraz daha ayrıntılıdır. Ona göre 20.000’den fazla ölü, yaralı ve hasta, 9000’den fazla donarak ölen vardı (Umumî Harpte Kafkas Cephesi, s. 149). Kumanda kademesinin deneyimli subayları da ölenler arasındaydı. Bu kayıplara esir düşen 2000’in üzerindeki Rus askeri de ilâve edildiğinde Rus ordusunun uğradığı toplam zayiatın 30.000 civarında olduğu ortaya çıkar. Sarıkamış macerası aslında abartıldığı ölçüde yüksek kayıp rakamları ile değil Osmanlı Devleti’nin askerî gücünün müttefiklerinin savaş hedefleri uğruna heba edilmesinin bir göstergesi olarak tarihteki yerini almalıdır.

 

 

Sarıkamış Kayak Merkezi Sarıkamış İlçesinin içerisinde Çamurlu Dağındadır. Çamlar arasındaki Sarıkamış Kayak Merkezi kar kalitesi ile de ünlenmiştir. İlçe merkezinin güneydoğusunda Cıbıltepe (2200-2634 m), batısında Süphan Dağı (2200-2900 m), doğusunda ise Ağbaba (2200-2810 m) kayak alanları yer almaktadır.

Sarıkamış Kayak Merkezinde çamlar arasında toplam 12 kilometreyi bulan 5 etaplı piste sahip 2500 rakımlı Cıbıltepe’nin muhteşem bir doğal güzelliğe sahiptir. Sarıkamış Cıbıltepe’nin kristal karla kaplı doğası Sarıkamış Kayak Merkezini kayakçılar açısından cazip hale getiriyor.

Kar kalitesi ve kayak pisti açısından dünyanın en uygun tesislerinden biri olma özelliğini taşıyan Sarıkamış Kayak Merkezi’nin en önemli pistleri Cıbıltepe-Balıklıdağ-Çamurludağ’da 2200-2900 metre yükseklik gösteren bir plato üzerinde yer almaktadır.

Sarıkamış Kayak Merkezinde 1.435 metre uzunluğunda ve 1.800 kişi/saat kapasiteli birinci etap mekanik tesis (telesiyej) ile 2.250 metre uzunluğunda ve 800 kişi/saat kapasiteli ikinci etap mekanik tesis (telesiyej) mevcuttur. Sarıkamış Kayak Merkezinde toplam 7 adet pist hizmet vermektedir. Sarıkamış Kayak Merkezinde en uzun pist 3500 m. olup Sarıkamış Kayak Merkezi yaklaşık 5000 kayakçı/gün büyüklüğünde bir kapasiteye sahiptir.

Dünyanın en uzun kayak pistlerinden birine sahip olan Sarıkamış Kayak Merkezi Kars havaalanına 50 km. uzaklıktadır. İstanbul’dan uçak ile yola çıktığınızda en geç 2 saat sonra ayaklarınıza kayaklarınızı geçirip dünyanın en güzel pistlerinden birinde kayağa başlayabilirsiniz.

Sarıkamış Kayak Merkezi’nin önemli özellikleri arasında bölgeye yağan karın cinsi ve doğal güzellikleri geliyor. Kayak sporu için oldukça elverişli olan kristal kar Sarıkamış’ta da bulunuyor. Sezon boyunca yağdığı günkü özelliğini kaybetmeyen karda kayak yapmak da kayakçılara oldukça keyif veriyor. Sarıkamış kayak merkezinde kayak pistlerinde çığ tehlikesi yok ve pistler sarı çam ormanlarıyla çevrili olduğundan Sarıkamış Kayak Merkezinde pistler rüzgara karşı da korunaklı. Sarıkamış Kayak Merkezinde Çamkar Otelin yanından başlayan Sarıçam Kayak Tesisleri saatte 2400 kişi kapasiteli, bilgisayar donanımlı telesiyej sistemi ile Türkiye’nin en büyük kayak tesislerinden biri. Sarıkamış Kayak Merkezinde 2700 m yüksekliğindeki Cıbıltepe’de tüm kayakseverler için uygun zorluk derecelerinde 5 pistin bulunduğu 2 etap yer alıyor. Birinci etap 2400 m uzunluğunda ve yeni başlayanlar için ideal bir eğime sahip. 2200 m uzunluğa sahip ikinci etapta ise 4 pist bulunmakta.Sarıçam ormanlarıyla kaplı pistte 7 km. kayak yapma şansınız var.

Normal koşullarda yılda ortalama olarak 4 ay boyunca yaklaşık 1 mt. karla kaplı olan Sarıkamış Kayak Merkezinde Aralık ayından Nisan ortalarına kadar kayak yapılabilmektedir. Sarıkamış Kayak Merkezi ve çevresinde Alp Disiplini, Kuzey Disiplini kayak yapılabildiği gibi Tur kayağı ve kızaklı geziler için mükemmel parkurlar bulunmaktadır.

KARS KAŞARI
Yaz kaşarı mayıs, temmuz dönemi doğadan beslenen ineklerin sütünden yapılır. Ağustostan itibaren otlar kurur, havalar soğur. Hayvanlar dam altında, şeker pancarı sapı, küspe, saman vesaire ile beslenmeye başlar, sütün kalitesi düşer. Yaz kaşarının rengi sarı olur. Gözenekleri vardır. Parmağınızla peynire dokunursanız tereyağına değmiş gibi olursunuz. Dana kursağından yapılan doğal maya kullanılır. Kaşara rayihasını veren bu maya ve otun kokusudur Soğuk hava depolarında +2 -4 derece en az 45 gün bekletilen yaz kaşarı eski kaşar olur. Kaşarın bir yıl dayanma gücü vardır. Tuz oranının yükseltilirse 2 yıla kadar bekleyebilir.

HANGEL

Malzemeler: 1 kg un, üç bardak su, bir tutam tuz, iki adet yumurta, bir baş soğan, 200 gr tereyağı, bir yemek kaşığı salça, bir kilo yoğurt, iki diş sarımsak.
Yapılışı: 1 kg una 2 yumurta ile bir tutam tuz ilave edilerek 1 kg ile bir derin kaba kulak memesi kıvamına gelecek şekilde yoğrulur. Daha sonra 5 veya 4 künde haline getirilir. Her bir künde yufka halinde açılır. Açılan yufkalar ağaç peşkun üzerinde bir bıçak ile el desteği ile kare şeklinde kesilir. Daha sonra kesilen kare şeklindeki hamurlar büyük bir kazan içerisine konan sıcak su, iki yemek kaşığı tuz, bir çay bardağı sıvı yağ ile pişirilir. Bu pişirme süresi yaklaşık 10-15 dakikadır. Büyük kazan içerisindeki pişen kare şeklindeki hangeller büyük bir süzgeçten geçirilerek içi yoğurtlanmış bir tepsiye dökülür. Önceden hazırlanmış olan sarımsaklı yoğur ilave edilir. Daha sonra tere yağında pembeleşmiş soğanlar hangelin üzerine ilave edilerek servise sunulur.

Tandırda Kaz Çekmesi

Yapılışı: Tandır Kars yöresinde hemen hemen her evde bulunur. Bir buçuk metre derinliğinde kesik huni şeklinde kırmızı toprakta yapılmış bir ocaktır. İçinde odun veya tezek yakılarak kızdırılır. Ekmek ve yemek yapımında kullanılır. Kaz kesildikten sonra 4-5 saat güneşe doğru asılarak kurutulur. Bu sırada bulgur tuzlu suda haşlanır. Kaynamaya başlayınca hafif ateşe alınır. Suyunu çekip göz göz olmaya başlayınca tavada kızdırılmış tereyağı üzerine dökülür, tandırın dibine oturtulur. Tam üstüne gelecek şekilde kaz ayaklarından aşağıya doğru asılır. Tandırın sıcaklığı ile kızaran kazın yağı pilavın üzerine damlar. Pilavda tandırın sıcaklığında demlenir. Kaz piştikten sonra çıkarılır. Etleri pilavın üstüne konularak sıcak sıcak yenilir. Tandır olmayan evlerde bulgur pilavı ayrı yapılır. Kaz fırında ayrı kızartılır. Her ikisi de sıcakken kazın fırın tepsisinde biriken yağı pilavın üzerine dökülerek birlikte sıcak sıcak yenilir.

 

FESELLİ

Malzemeler: 500 gr. un, 11 gr. kuru maya, ılık su (38-42 derece arası), 150 gr. tereyağı (oda ısısında krema kıvamına gelene kadar yumuşatılmış), 100 gr. margarin (yumuşatılmış), tuz.
Yapılışı: Hamur mayalanır ve biraz bekledikten sonra yufka açılır. İçine yağ sürülür kare şeklinde içe doğru kapatılır. Yakılmış ocağın üzerine saç ters çevrilerek kapatılır. Feselliler sacın üzerine doğrudan temasla, daha sonra ters düz edilerek pişirilir. Oldukça lezzetlidir.

 

KARS BÖREĞİ

Malzemeler: 250 gr. un, 150 gr. tereyağı, yarım litre süt, 250 gr. gravyer peyniri, 5 yumurta ve bir tutam tuz.
Yapılışı: 250 gr. un bir kaba konulur. 5 yumurta kırılıp yumurta teli ile iyice karıştırıldıktan sonra yarım litre süt ve 75 gr. tereyağı ve tuz ilave edilir. Biraz daha karıştırılır. kalan tereyağı bir kapta eritilir, fırçayla bir tepsiye sürülür. Tepsi ateşte hafifçe kızarınca bulamaçtan yarım kepçe dökülür, ateşte yalnız alt kızardıktan sonra 250 gr. rendelenmiş gravyer peynir biraz sütle yumuşatılıp maydanoz atılır. Pişirilen hamurların yarısının kızaran yerlerine sürülür. Diğer hamurların kızaran baş yönleri peynirin üzerine kapatılır. Sıcakken servis yapılır.

KARS BALI

Petek ve süzme bal olarak Kars çiçeklerinden beslenen arılar tarafından yapılır.

KAĞIZMAN UZUN ELMA

Kars yöresine has olan ve başka bir yerde yetişmeyen endemik bir meyve türüdür.

AYRAN AŞI

Malzemeler: 1 adet soğan, 1 bağ pazı, 1 bağ dere otu, 1 bağ maydanoz, 1 kaşık kişniş, 1.5 su bardağı kırık nohut, 1.5 su bardağı mercimek, 1 kase pirinç, 1 kaşık sarı yağ. Köftesi için: 200 gram kıyma, 1 tatlı kaşığı karabiber
Yapılışı: Doğranan soğanlar bir yemek kaşığı sarı yağ ile kavrulur. Kalın ve diri doğranan pazılar da soğanlara eklenerek kavrulur. 200 gram kıyma 1 tatlı kaşığı karabiber ile yoğurularak nohut büyüklüğünde köfteler yapılır. Tencereye konulan sıcak suda pirinç, kırık nohut ve mercimek pazı ve soğanlarla haşlanır. Haşlanan malzemeye kişniş, doğranan dereotu ve maydanoz eklenir. 600 gram yoğurt suyla karıştırılarak ayran haline getirilir. Haşlanmış malzemeler soğuduktan sonra kepçeyle hazırlanan ayrana eklenir ve sunum yapılacağı kaseye aktarılır. Soğuk ayran aşı sunuma hazırdır.

EKŞİLİ ET

Malzemeler: 750 gr. Kuzu eti, 1 çorba kaşığı Margarin veya tereyağı, 2-3 adet Orta boy soğan, 2-3 adet orta boy domates, yarım limon
Yapılışı: Domatesleri yıkayın, etleri küçük küçük doğrayın. Eğer et yağlıysa hiç yağ koymadan, eğer yağsızsa içine yağ eklenerek, kendi suyuyla kavurun. Etler renk değiştirene ve suyunu çekene kadar kavurmaya devam edin. Bu arada soğanları ve domatesleri halka halka doğrayın. Etler kavrulunca içine soğanları ekleyin. Bir süre karıştırın. 5-10 dakika sonra doğranmış domatesleri ilave edin. Dilerseniz hepsini bir arada da ekleyebilirsiniz. Tercihe göre kıyılmış maydanoz katın. Tuz ve karabiber koyun. Tencereye hiç kaşık sokmadan, sallayarak karıştırın. Yarım saat kısık ateşte pişirdikten sonra son olarak yarım limon sıkın.

 

 

 

 

Kars Yöresine gidiyorsanız KAFKAS GÖSTERİSİ VE AŞIK ATIŞMALARINI İZMELEDEN DÖNMEYİN.

Yöresel kıyafetleri ile Dans gösterisi sunan Kafkas gençlerinin gösterisine hayran kalacaksınız.

Ve Aşık atışmaları…Bu eğlenceli ve hırslı geçen atışmalarda kendinizden geçeceksiniz.

Kars yöresinde Canlı müzik sürekli yapılmaktadır.Akşamları otelinizden çıkarak bu mekanlara giderek eğlenebilirsiniz.

Call Now Button
× Canlı Destek!